13 Kasım 2006
Hadi Hayırlısı:)
Ufaklık okullu oldu:) Bugün itibariyle haftanın hergünü sabahtan öğlene kadar kreşe gitmeye başladı.. Geçen cuma günü deneme yaptık ve tepkisi olumsuz olmadı.. Bugün sabah uyandı, sütünü içti, okula gidelim mi diye sordum "hıhıııı" diye onayladı, cicilerini giymek istedi, montunu giydi, çantasını omuzladı, arabaya kuruldu:) Okula girdik, bir güzel okul ayakkabılarını giydi, dönüp bana el salladı ve içeri girdi.. Hadi hayırlısı, bakalım öğlen almaya gittiğimde nasıl bir manzarayla karşılaşıcam, aklım okulda, bedenim işte..
07 Kasım 2006
Dua ediyorum
"Aşkınız ölünceye kadar devam eder" dedi abimiz pazar günü gezmesinden gelirken arabada aniden.. Neden dedi bunu bilmiyorum ama çok hoşumuza gitti eşimle benim..Bazen nasıl da şaşaırtıyorlar insanı..
01 Kasım 2006
Tepemin tası
fena attı bu sefer!! kesin kararlıyım, bu çocuğa çiğemeyi ve yutmayı öğreteceğiz!! Dün akşam misss gibi mercimek çorbasının içindeki yıldız şehriyeleri bile yutmayıp ağzında tutunca verdim kararımı, ya öğrenecek ya öğrenecek, yok öğrenmeyecekse de aç aç dolaşacak. Sabah evden çıkarken teyzemize de tembihledim, acımıyacaksınız, en fazla yarım saat uğraşın yemek yedirmek için, yemiyorsa kaldırın önünden dedim. Bakalım ne kadar başarılı olabileceğiz..
28 Ekim 2006
Bir kötü bir iyi haber

Kötüsüyle başlayacağım, bizim ufaklığın 26 aylık olmasına rağmen hala katı gıdaları çiğnememesi, çiğnese bile yutmaması beni artık çileden çıkarıyor. Abimizde hiçbir yemek sorunumuz olmamıştı o yüzden cidden endişeleniyorum artık. Aynı yaşlardaki çocukların ellerine elma, muz, kurabiye, börek alıp hapur hupur yemelerine bayılıyorum, nerde yanlış yaptık diye düşünüyorum ama bulamıyorum. Eğer bir yanlış yapacak olsaydık (hani vardır ya aman çocuğum boğulur, aman yutamaz diye düşünen anneler) ilk çocuğumuzda yapardık, ama yok öyle bişey.. Nasıl alışacak bilmiyorum, yakında kreşe başlayacak, umarım orada göre göre düzelir.. Herşeyi bulamaç kıvamında vermekten bıktım, eşim aç kalsın bak nasıl yer diyor, ona da benim gönlüm razı olmuyor.. Tad ile ilgili bir sorunu yok, tek sorun gıdaların çatalla ezilip sulu olarak tüketmek istemesi.. Düzelecek inşallah:(
Güzel haber ise tuvalet eğitimimiz tamamlandı:) Ufaklık Ağustos 2004 doğumlu, 2 yaşını bitirir bitirmez altını açtık, yaklaşık 1 ay sürekli altına kaçırdı ama ben ve saolsun bakıcımız hiç yılmadan, kızmadan, bağırmadan sabırla yaklaştık. Çişini tuvalete yaptığı zaman tüm ev halkı karşısına geçip alkış tuttuk:) Eylül'ün 2. haftasından beri kendi isteğiyle tuvalete gitmeye başladı,bir aydan beri ise neredeyse hiç kaza olmadı.. 2-3 haftadır öğle uykularında da bezini ıslatmıyor (ama çişi geldiği için uykusundan uyanıyor, bu yüzden öğle uykuları kısaldı) vee son 3 gündür sabah uyandığında da bezinin kupkuru olduğunu görüyoruz:) ohh beeee bitti bu iş, darısı yemek problemimizin başına..
21 Ekim 2006
Kanaat Notum
O kadar çok methini duymuştum ki benim için cidden büyük bir sükut-u hayal oldu:( Eiffell'i gördüğümde de böyle olmuştu, herkes o kadar anlatmıştı ki, şöyle büyük böyle ihtişamlı diye, karşısına geçtiğimde aaaa bu muymuş koskoca Eiffell demiştim.. Dün akşam meşhuuuurrr Kanaat Lokantası'nda eşimle birlikte yaptığımız iftardan sonra da aynen böyle hissettim. Ana yemek olarak seçtiğim saç kavurmayı yemek tabağının içersinde cumbul cumbul sulu bir yemek olarak gelince şoke oldum, neyse ki yediğim cevizli kabak tatlısı lokantaya verdiğim Kanaat notunu yükseltti, ama yine de benden en fazla 5,5 tan 6 aldı..
Neymiiişş, hiçbirşeyi gözünde büyütmemek lazımmış :)
Neymiiişş, hiçbirşeyi gözünde büyütmemek lazımmış :)
18 Ekim 2006
Anlat Bana Talat!

Çok şükür büyük oğlum alnının akıyla ilkokulun 1.ayını atlattı. Ne yalan söyleyeyim ilk başlarda biraz endişelerimiz oldu eşimle birlikte. 2,5 yaşından beri sürekli kreşe ve son yıl da anaokuluna gitmişti oğlumuz ama ilk defa bu kadar kalabalık bir ortama girecekti, okula adaptasyon sorunu olacağını hiç düşünmedim ama kalabalıktan ürkeceğini düşünmüştüm. Neyse ki endişelerim yersiz çıktı, hem de tahminimizin çok üstündeki bir sınıf mevcuduna rağmen, dile kolay tam 47 kişiler sınıfta! Okulun ilk günü müdür bey sınıf mevcutlarını 37 de sabitlediğini ancak Milli Eğitim'den 50 ye çıkarma yönünde çok ciddi baskılara maruz kaldığını söylemişti zaten.. hoş buna da hiç aklım yatmadı, hani e-kayıt vardı, hani e-kayıt olmadan öğrenci okula alınmayacaktı, hani bağışın önünü kesmek içindi bu sistem?? Hepsi palavra, burası Türkiye ve olmayacak bişey yok (bir itiraf, biz de okula ciddi bir bağış yaptık, Allah'tan istediğimiz öğretmene düştü oğlum..)
Konu dağılmasın, asıl bahsetmek istediğim çocukların ödevleri.. Yine çok şükür ki oğlum şimdiye kadar ödevlerini yaparken bize sorun çıkarmadı.. öğlenci olduğu için okuldan 18:15 gibi geliyor, yemek yendikten sonra oturup kendi kendine çalışıyor, arada bizden yardım istiyor ama genellikle başa çıkabiliyor.. Bununla birlikte etrafımdaki arkadaşlarımdan çocuklarının ders çalışmak istemedikleri, sıkıldıkları yönünden çok fazla şikayet duyuyorum. Bana soruyorlar, nasıl oldu da bu bilinci oğlunda yerleştirdin diye. Vallahi hiç özel bir çabam olmadı! Sadece okuma-yazmayı öğrenmek için deli gibi hevesli bir çocuk ve ödevleri anne-babaların değil çocukların yapması gerektiğini sürekli oğullarına hatırlatan ebeveynler var bizim evde:) Şunu çok iyi biliyorum ki bir iş nasıl başlarsa öyle devam eder, etmese de bu alışkanlığı değiştirmek çok güç olabilir.. O yüzden okulun ilk günlerinde sürekli derslerin bize değil kendisine verildiğini hatırlattım oğluma, artık çocuğun içinde vardı da ondan mı yoksa çok söz dinleyen ve kolay ikna olan bir çocuk olduğundan mı bilemiyorum sorunsuz günler geçiriyoruz ödev konusunda.. (maşallah diyeyim ben yine, ne me lazım, birden tepetaklak olmasın düzen:))
İki akşam önce oğlumun okulundan bir veli beni evden aradı ve aynen şu cümleyi kullandı "bu akşam ne ödev yapıyoruz?". Aaaaa dumura uğradım bir anda, hani "bugün çocuklara ne ödev verilmiş" ya da "oğlunuz bu akşam ne ödev yapıyor, kızım alamamış" dese neyse de ne demek "bu akşam ne ödev yapıyoruz?" .. aslında hem şaştım hem şaşmadım, çünkü çok duydum oturup çocuklarının ödevlerini yapan anneler (baba duymadım şimdiye kadar!). Doğru mu bu davranış, bence hiç değil, çocuklarımıza sorumluluğu ancak şimdi öğretebiliriz, birkaç yıl sonra çok geç olabilir, bu özgüveni onlara kazandırmak bizim elimizde..
Bir de şu elyazısı mevzuu var, neden bu kadar tepki veriliyor anlayamıyorum bu elyazısı işine. Çocuklar bizim tahminimizden çok daha yetenekliler, kolay öğreniyorlar, elyazısı bence ileriki hayatlarında çok işlerine yarayacak, hızlı not alabilecekler mesela..Üniversite hayatımdaki yaşadığım en büyük sıkıntılardan biri hızlı not alamamaktı, hatta bazen kendi yazdığımı okuyamazdım:( ancak elyazısıyla not almak yani eli kaldırmadan sürekli yazı yazmak süper bişey.. bildiğim kadarıyla Avrupa'nın tamamı bu sistemle okuma-yazma öğretiyorlar, Rusya'da ise böyle olduğuna eminim, hepsinin yazısı da inci gibidir. Ben umutluyum bu sistemden, bekleyelim görelim:)
Haaa bu başlık da ne böyle derseniz, oğlum "talat"lara geçti elyazısında, önce e sonra la daha sonra ela.. şimdilerde de ta, la ve talat yazıyorlar.. seslerden hecelere, hecelerden kelimelere, kelimelerden cümleye geçiyorlar.. dün akşam defterine baktım, "talat" yazmışlar, bu mantıkla "anlat bana talat" yazması yakındır:)))
04 Ekim 2006
Kaçamak

3 bayan arkadaş -ki biz birbirimize "kıtkıt" diye hitap ederiz- geçen ay bir karar verdik, bundan böyle çok büyük bir aksilik çıkmazsa ayda en az bir akşam dışarda yemek yiyelim, gezelim, şöyle doya doya sohbet edelim dedik.. Bu kararı Asmalımescit Balıkçısı'nda asma yaprağında sardalya yerken ve şaraplarımızı yudumlarken verdik, pek de iyi ettik:)
Dün akşam da şöyle değişik, daha önce gitmediğimiz bir yerde iftar yapalım istedik. Tamamen tesadüf eseri nette dolaşırken karşıma çıktı Cafe Zone. Hem Nişantaşı'nda, hem çok methi olan hem de kesemize uygun bir mekan olduğu için derhal rezervasyonumuzu yaptırdım, bakalım artık ne çıkarsa bahtımıza diyerek:)
Ramazan sebebiyle işten 17:00'de çıktığımız için erkenden vardık Nişantaşı'na.. Önce mekanı bir görelim dedik ne olur ne olmaz diye, hani olur da beğenmezsek ve henüz vaktimiz de varken başka bir yere gitme imkanımız olsun diye.. Elimizle koymuş gibi bulduk ve ilk notu verdik, tamamdır mekan süper, inşallah yemekler de güzeldir..
Şöyle bir sağa bir sola salındık Nişantaşı'nda-ne uzun olmuş böyle dolaşmayalı oralarda- sonra Cafe Zone'a dönüp sokağa kurulmuş şirin mi şirin, insanı biranda İtalya'ya götürüp getiren cafesinde oturup iftarı bekledik.. İçeri girdiğimizde gördüğümüz iftariyelik tabağı içindekilerin azlığı sebebiyle bizi biraz sükut-u hayale uğratsa da gecenin sonunda çok memnun kalktık masadan.. Tek kusur, muhtemelen oruçlu olan şef garsonun tuz ayarını biraz kaçırmasıydı:) Bunun dışında yemekler lezzet, görsellik ve porsiyonların büyüklüğü ile son derece tatmin ediciydi..
İmkanınız varsa lafınızın sözünüzün tuttuğu, paylaşacaklarınızın çok olduğu dostlarınızla siz de yapın böyle ufak kaçamaklar.. Çoluksuz çocuksuz, kafaları biraz dağıtmak da pek hoş oluyor:)
Dün tam da bu köşesinde oturduk Cafe Zone'un ve gelecek ay nerede toplansak diye düşündük..
28 Eylül 2006
Özel Günler
Sıralayayım bakayım aklıma ilk gelen özel günleri:
23 Kasım 1974 (tabii ki benim doğumgünüm)
19 Şubat 1968 (tabii ki eşimin doğumgünü)
06 Ağustos 2000 ( büyük sıpamın doğumgünü, 2005 yılının aynı günü ise küçük maymunun ilk adım günü:))
09 Ağustos 2004 (küçük maymunumun doğumgünü-3 gün erken doğsaydı abimizle pişti yapacaktı:))
15 Haziran 1996 (evlilik yıldönümümüz)
13 Mayıs 1995 (nişanlandığımız gün)
22 Kasım 1991 (eşimle flört etmeye başladığımız gün)
04 Nisan 1968 (ablamın doğumgünü)
18 Nisan 1946 (annemin ve en eski arkadaşım Yeşim'in doğumgünü-O 1973 doğumlu tabii:))
20 Ekim 1943 (babamın doğumgünü)
25 Eylül (eniştemin ve küçük görümcemin doğumgünlerin, babamı da uğurladığımız gün:()
30 Mart 1950 (teyzemin doğumgünü)
04 Ağustos 1979 (küçük kuzenimin doğumgünü)
23 Ağustos 1976 (büyük kuzenimin doğumgünü)
16 Haziran 1990 (ablamın evlilik yıldönümü)
17 Haziran 1992 (büyük yeğenimin doğumgünü)
06 Mayıs 1999 (küçük yeğenimin doğumgünü)
29 Kasım 1968 (Kadim dostum Nazan'ımın doğumgünü)
1 Mayıs 2001 (Süt oğluşum Ege'nin doğumgünü)
16 Şubat 1973 (En eski dostumun,Funda'nın doğumgünü)
01 Nisan 1973 (Sumruş'un doğumgünü)
25 Ağustos 1970 (1 numaralı Kıtkıtım'ın, İlter'in doğumgünü)
26 Haziran 1974 (2 numaralı Kıtkıtım'ın, Çiğdem'in doğumgünü)
11 Ağustos 1970 (İşyerindeki yoldaşım Mine'nin doğumgünü)
20 Şubat 1966 ( Bu tarih şüpheli ama biz Fatoş'un doğumgününü bu tarihte kutluyoruz:)
17 Temmuz 2001 (Toprak'ın doğumgünü ve Bora'nın ilk adımını attığı gün)
14 Aralık 1967 ( ödüm kopar unutucam diye, büyük görümcemin doğumgünü:))
Ne çokmuş, bunlar ilk aklıma gelenler, biraz düşünsem kimbilir neleri hatırlarım?? Lazım mı bu bilgiler peki? Vallahi ben hatırlanmaktan çok hoşlanırım, o yüzden bu tarihleri de unutmamaya çalışıyorum..
23 Kasım 1974 (tabii ki benim doğumgünüm)
19 Şubat 1968 (tabii ki eşimin doğumgünü)
06 Ağustos 2000 ( büyük sıpamın doğumgünü, 2005 yılının aynı günü ise küçük maymunun ilk adım günü:))
09 Ağustos 2004 (küçük maymunumun doğumgünü-3 gün erken doğsaydı abimizle pişti yapacaktı:))
15 Haziran 1996 (evlilik yıldönümümüz)
13 Mayıs 1995 (nişanlandığımız gün)
22 Kasım 1991 (eşimle flört etmeye başladığımız gün)
04 Nisan 1968 (ablamın doğumgünü)
18 Nisan 1946 (annemin ve en eski arkadaşım Yeşim'in doğumgünü-O 1973 doğumlu tabii:))
20 Ekim 1943 (babamın doğumgünü)
25 Eylül (eniştemin ve küçük görümcemin doğumgünlerin, babamı da uğurladığımız gün:()
30 Mart 1950 (teyzemin doğumgünü)
04 Ağustos 1979 (küçük kuzenimin doğumgünü)
23 Ağustos 1976 (büyük kuzenimin doğumgünü)
16 Haziran 1990 (ablamın evlilik yıldönümü)
17 Haziran 1992 (büyük yeğenimin doğumgünü)
06 Mayıs 1999 (küçük yeğenimin doğumgünü)
29 Kasım 1968 (Kadim dostum Nazan'ımın doğumgünü)
1 Mayıs 2001 (Süt oğluşum Ege'nin doğumgünü)
16 Şubat 1973 (En eski dostumun,Funda'nın doğumgünü)
01 Nisan 1973 (Sumruş'un doğumgünü)
25 Ağustos 1970 (1 numaralı Kıtkıtım'ın, İlter'in doğumgünü)
26 Haziran 1974 (2 numaralı Kıtkıtım'ın, Çiğdem'in doğumgünü)
11 Ağustos 1970 (İşyerindeki yoldaşım Mine'nin doğumgünü)
20 Şubat 1966 ( Bu tarih şüpheli ama biz Fatoş'un doğumgününü bu tarihte kutluyoruz:)
17 Temmuz 2001 (Toprak'ın doğumgünü ve Bora'nın ilk adımını attığı gün)
14 Aralık 1967 ( ödüm kopar unutucam diye, büyük görümcemin doğumgünü:))
Ne çokmuş, bunlar ilk aklıma gelenler, biraz düşünsem kimbilir neleri hatırlarım?? Lazım mı bu bilgiler peki? Vallahi ben hatırlanmaktan çok hoşlanırım, o yüzden bu tarihleri de unutmamaya çalışıyorum..
25 Eylül 2006
1 yıl
Geçti bile..
Neler mi oldu bu bir yılda, hani bana sık sık derdin ya bir araba alsan diye, artık mavi bir vosvosum var, Bahadır da değiştirdi arabasını, boyuna posuna uygun bişey aldı.. Poyraz çok büyüdü, adını hiç aratmıyor, esip duruyor ortalıkta:) Yiğit 1. sınıfı bitirdi, Bora ile Poyraz'ın arkasından O da erkekliğe ilk adımını attı.. Bora mı? Çok yakışıklı bir ilkokul öğrencisi oldu, istediğimiz okulda-istediğimiz öğretmende okuyacak 5 yıl inşallah, evet evet devlet okuluna gönderdik, sen de böylesinin daha uygun olduğunu söylerdin hep.. İlker baba olacak biliyor musun, inanabiliyor musun O'nun baba olacağına, ben çok heyecanlıyım.. Onur yaz tatilinde geldi Türkiye'ye, iyice alışmış Almanya'ya, seneye gelmem siz gelin ben oradayken diyor, bakalım kısmet.. Sonraaaa, Pınar da Fen Lisesi'ni kazandı, ne gurur verici değil mi?! Ablam çok yoğun çalışıyor, kazandığında senin dalga geçtiğin AÖF'yi bitirdi de yüksek lisans'a bile başlıyor.. Teyzemle eniştem de kendi yağlarınla kavrulup gidiyorlar, bu yazı ananemde geçirdiler annemle birlikte..Bahadır ve Mehmet Abi işleri-güçleriyle uğraşıyorlar..Biz iyiyiz yani, merak etme..
Annem mi? İşte en büyük değişim O'nda, hiç ama hiç alışamadı, O güzel annem gitti yerine sanki 10 yaş yaşlı bir kadın geldi, geçen yıl çekilen resimleriyle bu yıl çekilen resimleri arasında çok fark var.. Düzelmesini beklemiyoruz artık, sadece daha kötü olmasın..
Peki sen nasılsın,özledin mi bizleri? Dün yeni evinin önünden geçerken uğramak istedim sana ama yapamadım, araba kalabalıktı, hepbirlikte gelsek rahatsız ederiz diye teklif bile etmedim diğerlerine..İlk gittiğinde birkaç kere geldin uykuma ama sonra kestin, neden?? Seni kırmış mıydım yoksa giderken? Gel tamam mı, arayı uzatma..
Özledim seni, rahat uyu babacığım..
Neler mi oldu bu bir yılda, hani bana sık sık derdin ya bir araba alsan diye, artık mavi bir vosvosum var, Bahadır da değiştirdi arabasını, boyuna posuna uygun bişey aldı.. Poyraz çok büyüdü, adını hiç aratmıyor, esip duruyor ortalıkta:) Yiğit 1. sınıfı bitirdi, Bora ile Poyraz'ın arkasından O da erkekliğe ilk adımını attı.. Bora mı? Çok yakışıklı bir ilkokul öğrencisi oldu, istediğimiz okulda-istediğimiz öğretmende okuyacak 5 yıl inşallah, evet evet devlet okuluna gönderdik, sen de böylesinin daha uygun olduğunu söylerdin hep.. İlker baba olacak biliyor musun, inanabiliyor musun O'nun baba olacağına, ben çok heyecanlıyım.. Onur yaz tatilinde geldi Türkiye'ye, iyice alışmış Almanya'ya, seneye gelmem siz gelin ben oradayken diyor, bakalım kısmet.. Sonraaaa, Pınar da Fen Lisesi'ni kazandı, ne gurur verici değil mi?! Ablam çok yoğun çalışıyor, kazandığında senin dalga geçtiğin AÖF'yi bitirdi de yüksek lisans'a bile başlıyor.. Teyzemle eniştem de kendi yağlarınla kavrulup gidiyorlar, bu yazı ananemde geçirdiler annemle birlikte..Bahadır ve Mehmet Abi işleri-güçleriyle uğraşıyorlar..Biz iyiyiz yani, merak etme..
Annem mi? İşte en büyük değişim O'nda, hiç ama hiç alışamadı, O güzel annem gitti yerine sanki 10 yaş yaşlı bir kadın geldi, geçen yıl çekilen resimleriyle bu yıl çekilen resimleri arasında çok fark var.. Düzelmesini beklemiyoruz artık, sadece daha kötü olmasın..
Peki sen nasılsın,özledin mi bizleri? Dün yeni evinin önünden geçerken uğramak istedim sana ama yapamadım, araba kalabalıktı, hepbirlikte gelsek rahatsız ederiz diye teklif bile etmedim diğerlerine..İlk gittiğinde birkaç kere geldin uykuma ama sonra kestin, neden?? Seni kırmış mıydım yoksa giderken? Gel tamam mı, arayı uzatma..
Özledim seni, rahat uyu babacığım..
23 Eylül 2006
Speedy Gonzales

Küçük oğlumu böyle çağırıyoruz evde; "Speedy Gonzales". Hepiniz bilirsiniz bu sevimli çizgi karakteri, o küçücük cüssesiyle koşturup durur heryerde ışık hızıyla, girip çıkmadık delik bırakmaz. Bizim ufaklık da bu minik farenin 2 yaşındaki insan yavrusu hali tamı tamına:) Nerden bulur bu enerjiyi bilmiyorum ama bildiğim şey eğer büyük oğlum bu şekilde hareketli olsaydı sanırım ikinci çocuk yapmazdık:( eşim de hemfikir benle, çok isteyerek 2. çocuğu yaptık ama ne yalan söyleyeyim bazen çok yorgun hissediyorum kendimi bu hızlı tempodan dolayı.
Abimiz ne kadar "cool" ise ufaklığımız da o kadar "şeytan tüyü"olana cinsten, sevimli mi sevimli:) Erkek çocuklardan fazlaca hazzetmeyen kankim bile itiraf ediyor, ben bu çocuğu bir başka seviyorum, içime sokasım geliyor diyor:) Hani derler ya her çocuğun sevgisi eşittir diye, öyle gerçekten.. 2 çocuğumun sevgisini birbirinden ayırmam mümkün değil, birinin ağırlığı birinin fırlamalığı, birinin osu birinin busu:) İyiki abimiz uslu bir bebekmiş, bizim gözümüzü korkutmamış da ufaklığımızın da dünyaya gelmesine sebep olmuşuz..
Küçük maymunum seni de çok seviyorum:)
Okul zili çaldı!

Okulumuzun zili tam 5 yıl önce tüm dünyayı sarsan ikiz kule saldırısının olduğu gün, 11 Eylül 2006'da çaldı.. Bu yıl ilk defa başlatılan yeni bir uygulamayla (bakalım daha ne ilk uygulamalara maruz kalacak yavrular:() okulların tamamen açılmasından bir hafta önce başladı birinci sınıflar. Ben beğendim bu uygulamayı, oğlum zaten alışık okula ama alışık olmayan bir tepe çocuk vardı ve klasik ağlama senaryoları elbette yaşandı. Bir de okul tamamen dolu olsaydı bence çok daha ürkütücü olabilirdi yeni okullu olan çocuklar için, hiç değilse bir haftada alıştılar biraz biraz..
Ben 74 Kasım doğumluyum, ilkokula 79 Eylül'de başladım.. Rahmetli ilkokul öğretmenim aramızda 6,5 yaş olan ablamın da öğretmeniydi ve yine rahmetli babamın da öğretmen olması sebebiyle ailece görüşürdük.. Ablamı mezun ettiği yaz bize çaya gelmişlerdi, iyi hatırlıyorum bana kalem tutturup şunu yaz bunu yaz demişti, sorular sormuştu.. Bakmış ben de cevaplar yerinde, tamam demiş anneme, biz bunu kayıtsız -eskiden böyle bir tabir vardı- alalım okula, önce bir bakalım durumuna, eğer alışırsa okula yılsonunda bir sınav yapıp kayıt yaparız..
Tabii annemin-babamın hoşuna gitmiş bu teklif, okula erken başlayabilme yeterliliğini gösteren zeki (!!) bir çocukları olduğu için az biraz gururlanmışlar. Annem bana okulu arkadaşların ve oyunların olduğu bir yer olarak anlatınca ben tabii ki memnuniyetle gitmek istedim.. Yaşımın sınıftakilerden küçük olmasına rağmen en rahat öğrencilerinden biriydim sınıfın, hatta ağlayanlarla dalga geçtiğimi bile hatırlıyorum.. Annemi 2.dersten sonra eve göndermiştim, sen git okul bitince beni gelip alırsın demiştim. Ama günler geçip de hala oyuncaklar çıkmayınca birgün ağlayarak eve geldim "hani okulda oyuncaklar olacaktı" diye.. Annem de oturttu beni karşısına "kızım ben sana yalan söyledim, okulda oyuncak falan yok, okul böyle bir yer, ister git ister gitme" dedi.. Bu sefer de gitmek istiyorum diye ağlamıştım:) Velhasıl 1.sınıfın sonunda yapılan sınav ile okula devam ettim.
O zamanlar Milli Eğitim'de müfettiş olan bir akrabamız anne-babama çok kızmış, siz aklı başında insanlarsınız, nasıl gönderirsiniz 5 yaşındaki çocuğu okula diye.. Aslında haksız da değilmiş, çünkü kendim ve 1-2 tanıdığımın dışında genelde vaktinden önce okula başlayan çocukların ilerleyen eğitim yaşantılarında başarısız olduklarına çok şahit oldum, bıkkınlık oluyor yıllar geçtikçe sanırım.. Yaşıtları oyuncaklarıyla oynarken kendileri sınavlara giriyorlar.. Şimdilerde sanırım çoook farklı bir çocuk olmadıkça okullara yaşı tutmayanlar alınmıyor.. İyi ediyorlar, doysun çocuklar oyuna, yaşasınlar çocukluluklarını sonuna kadar..
Kendi adıma okula erken başlamaktan dolayı çok memnun olduğumu söyleyebilirim ama şimdi oğluma baktıkça -ki O zamanında başladı okula- nasıl gitmişim diyorum, nasıl becerebilmişim küçük yaşta o sıralarda olmayı..
Tüm mini mini birler, Allah size zihin açıklığı versin, kendi ayakları üstünde durmayı bilen, sorumluluk sahibi, okumayı-çalışmayı seven bireyler olun.. Olursun değil mi annecim? Seni çok seviyorum koca oğlum benim:)
22 Eylül 2006
Merhaba
Hiç başarılı olamadığım bişeydir günlük tutmak.. denemedim mi? denedim tabii, sanırım bir-iki kez ortaokulda, bir-iki kez de lisede.. olmadı, beceremedim:( bu son denemem, başardım başardım, yoksa pes edicem!
Daha çok dünya güzeli 2 oğlumun anılarını paylaşacağım gibi geliyor, kim bilir belki iyice ısınırsam kendimden de anlatacaklarım olur..iyisi mi bekleyelim görelim..
Herkese merhaba!
Daha çok dünya güzeli 2 oğlumun anılarını paylaşacağım gibi geliyor, kim bilir belki iyice ısınırsam kendimden de anlatacaklarım olur..iyisi mi bekleyelim görelim..
Herkese merhaba!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)